14 Şubat

20 Nisan 2020 Pazartesi

 
                                                           BÖĞÜRTLENLİ

      "Biliyor musun, yaşamanın dayanılmaz bir hal aldığı zamanlarda içimizden birisi hikaye anlatmaya başlar. Hepimizin bininci kez dinlediği bir hikayedir. Yeri değildir. Ayıptır hatta. Yalnızlığımıza bir yalnızlık daha açacak bir hikayedir. Birden gülmeye başlarız. Saygısızlık olur mu hiç. İnsanın, acısını sevmesi için dünyaya ait bir tutamağa ihtiyacı oluyor. "



     Biliyor musun, yaşamanın dayanılmaz bir hal aldığı bu zamanlarda, şu hepsi birbirinin aynı olan günlerin birinde oturdum bir pasta yaptım. Böğütlenli. Kreması patates püresi gibi oldu. Hele keki lastik gibi. Bıçak kesmiyor. Tadı, yapanın bile midesine oturuyor. Bulandırıyor diyemem. Midesine oturuyor. E üzüldüm tabi, zaten tatlılarda aram çok iyi değildir. Kırk yılda bir heves etmişim bir pasta yapayım demişim olanlara bak. Güzel olacaktı olsa ki. Hem de böğürtlenli.



      Sonra mı? İçinde böğürtlen olmamasına dua ederek bir film açtım. "Julia & Julie " İnanılmaz keyifli bir yemek filmi. Tencereler havada uçuşuyor, yağlar cızırdıyor, soğanlar doğranıyor. Bazı tarifler çöpü boyluyor. Algıda seçicilik değil, yemin ederim bazı tarifler çöpü boyluyordu. Aklıma benim böğürtlenli pastam geliyor. Bu başarısızlığımı çerçeveletip duvara asacak değilim elbette ama minik bir özür diliyorum kendimden. Dünyanın en patates püresine benzer kremasıyla dünyanın en güzel böğürtlenlerini ziyan etmiş olabilirim ama bu bir daha böğürtlenli pasta yapmayacağım anlamına gelmiyor. Yapacağım. Aklım hala yapamadıklarımda. Fakat ufak bir sorunum var. Dolaptaki bu böğürtlenliyi nasıl yok edebilirim evdekilere çaktırmadan?  Julie Powell direk çöpe atıyordu. Farklı şartlarda yaşıyoruz JULIA & JULİE!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder