14 Şubat

13 Kasım 2020 Cuma

BENİ SİZ DELİRTTİNİZ

                                Beni siz delirttiniz, Beni siz delirttiniz, Beni siz delirttiniz

 

           Aslında delirmekle hiç alakam yok öyle huzurluyum ki. E o zaman ne bok yemeye topladın bizi buraya ? Topladım mı sahiden, zannetmiyorum. Monolog yapmayı severim. Bu akşam birkaç dilim ayva yedikten sonra gözüm top şeklinde yerde yuvarlanan yeşil çoraplarıma takıldı. Ve yazmam gerektiğini hissettim. Olur ya öyle. Yıllardır tek başıma yaşamanın hayalini kurdum, mavi duvarları olan bir ev hayal bile etmemiştim. Hayalin bile bir raconu olmalı öyle değil mi? Şu an evimin mavi duvarlarına bakıp gülümsüyorum. Evet, beni siz delirttiniz.

           İnsan mutluyken bile en kötüleri düşünüyor. Öyle öğretilmedi mi size? Kahkahalı mutluluğun ardından mutsuzluğu kendiniz bulmazsanız hayat sizi kocaman kocaman kederlerin içine atmaz mı? Gülümsemeler dudakta donup kalmalı, hızlıca. Biri almalı onu ve yerine kıvılcımlar bırakmalı, hızlıca. Böyle devam etmeli değil mi? Etmeli mi, etmemeli mi? Böyle mi? Beni siz mi delirttiniz?

            Korkuyor musunuz? Ey monologlarımın muhatapları, korkmuyor musunuz? Ben korkuyorum. Ama burada korkularımdan bahsederek kendimi delirtmeme izin vermeyeceğim çünkü beni siz delirteceksiniz. En masum ben olmalıyım. Tüm günahları sırtlanmak nasıl bir şey anlatırsınız eğer bir bankamatik sırasında karşılaşırsak. Sizin de avuçlarınız terledi mi? Çok mu soru sordum, dinlemeyi severim.









Ayvamdan bir ısırık alıp geliyorum. Delirin.




          

20 Nisan 2020 Pazartesi

 
                                                           BÖĞÜRTLENLİ

      "Biliyor musun, yaşamanın dayanılmaz bir hal aldığı zamanlarda içimizden birisi hikaye anlatmaya başlar. Hepimizin bininci kez dinlediği bir hikayedir. Yeri değildir. Ayıptır hatta. Yalnızlığımıza bir yalnızlık daha açacak bir hikayedir. Birden gülmeye başlarız. Saygısızlık olur mu hiç. İnsanın, acısını sevmesi için dünyaya ait bir tutamağa ihtiyacı oluyor. "



     Biliyor musun, yaşamanın dayanılmaz bir hal aldığı bu zamanlarda, şu hepsi birbirinin aynı olan günlerin birinde oturdum bir pasta yaptım. Böğütlenli. Kreması patates püresi gibi oldu. Hele keki lastik gibi. Bıçak kesmiyor. Tadı, yapanın bile midesine oturuyor. Bulandırıyor diyemem. Midesine oturuyor. E üzüldüm tabi, zaten tatlılarda aram çok iyi değildir. Kırk yılda bir heves etmişim bir pasta yapayım demişim olanlara bak. Güzel olacaktı olsa ki. Hem de böğürtlenli.



      Sonra mı? İçinde böğürtlen olmamasına dua ederek bir film açtım. "Julia & Julie " İnanılmaz keyifli bir yemek filmi. Tencereler havada uçuşuyor, yağlar cızırdıyor, soğanlar doğranıyor. Bazı tarifler çöpü boyluyor. Algıda seçicilik değil, yemin ederim bazı tarifler çöpü boyluyordu. Aklıma benim böğürtlenli pastam geliyor. Bu başarısızlığımı çerçeveletip duvara asacak değilim elbette ama minik bir özür diliyorum kendimden. Dünyanın en patates püresine benzer kremasıyla dünyanın en güzel böğürtlenlerini ziyan etmiş olabilirim ama bu bir daha böğürtlenli pasta yapmayacağım anlamına gelmiyor. Yapacağım. Aklım hala yapamadıklarımda. Fakat ufak bir sorunum var. Dolaptaki bu böğürtlenliyi nasıl yok edebilirim evdekilere çaktırmadan?  Julie Powell direk çöpe atıyordu. Farklı şartlarda yaşıyoruz JULIA & JULİE!
                                         ALPHA CENTAURI VE ŞÜKRÜ ERBAŞ

       Bahçeden mis gibi taze nane kopardım, bi iki dilim de limon doğradım ama incecik. Bir bardak suyun içerisine koydum. Uzun ince bir bardak... Dibi yeşil renkte olanlardan. Ama bu şartlar altında hayatı sorgulayamam ki. Kaldı ki saat de çok ters. 12:32 . Hayat geç saatlerde sorgulanır. Erken saatlerde sorgulamaya çalışırsak aklımıza komik şeyler gelir daldan dala atlarız. Bunun bilinciyle Aşk-ı Memnu izlemeyi tercih ettim.  Peki siz karantina sürecinde hayatı nasıl sorguluyorsunuz? Var mı içinizde gökyüzüne bakıp ALPHA CENTAURI yıldızı eşliğinde dünyanın sonuna dair kehanetler üreten? İçinde bir şiir patlayan ve diyaframlarına çarpa çarpa ilerleyen?


       " Ölümü insan nasıl kabul eder tanrım
          Ağaçlar yaşarken
          Bulutlar yaşarken
          Çocuklar yaşarken " 

 

        Bir anının kıskacına tutulan tam o anda? Gökyüzünün en güzel tonunu keşfettiği anda bir anının kıskacına tutulan var mı? Dün gökyüzünün en güzel tonunu yakaladığımdan emin olduğum zaman bulaşıkları yıkamak için koşturuyordum.  
                                                                         Yoksa ben de bir anıya asılıp kalacaktım. 


     
        "Dünya bitti diyecek bir gün zamanın sahibi
         Gövdem bir yaşama acısı, geleceğim yanına
         Taşa, toprağa, ota, böceğe
         Karışa dönüşe yeniden başlayacağız hayata. "
   

23 Şubat 2020 Pazar

Bİ YERDEN ALDIK

   



 "Canımızın yanmayacağını söylemiyor. Korkmadığımızı kastetmiyor. Söylediği sadece şu: Buradayız. Gelgitte yüzmek, yeryüzünde yürümek ve ayaklarına değdiğini hissetmek böyle bir şey. Yaşamak böyle bir şey. "




10 Şubat 2020 Pazartesi

FIRÇA DARBESİ








      Tam olarak nasıl başlanıyordu? Nelerden bahsetmeli? Fonda bir müzik çalmalı mı mesela? Ve kaç tane soru sorma hakkımız kaldı?
     
       Evvet, resim yapmak istiyorum dediğimde bir palet, birkaç fırça ve rengarenk boyalarla gelmişti yanıma. Şimdi de buradayım çünkü EVVET yazı yazmak istiyorum dedim onun duyacağı şekilde.
   
     
        İçimde hiçbir şey asılı kalmasın, kendimi bulayım, bulduklarımı kaybedeyim, dünyaya izler bırakayım, dünyadan izler sileyim diye yazı yazmak istiyorum.
   





Dünyayı önümde diz çöktürmek için değil dünyanın önünde diz çöküp hikayeler dinlemek, avuçlarınızdaki o ince patika yollarda yürümek, gördüklerimi de tam buraya yazmak istiyorum.

















  Teşekkür ederim bana avucunu ilk açan.