Bazı sesler beni mahvediyor. Özellikle yakından gelenler. Az önce sokaktan bir kızın ağlamayla karışık bağırma sesiyle neye uğradığımı şaşırdım. Anne ve babasının sürekli birbirleriyle kavga etmesinden, oturup bir sohbet bile edememelerinden yakınıyordu. Sokaktaki tüm sesler sustu, balkonlara koşan terlik tıkırtıları hariç. Kendisini bir yere ait hissedemeyen ve etrafındaki kötü karanlığı yırtıp atmak isteyen sesini göğsüme bastırmak istedim. Ona kahve yapmak istedim, meyveli saçma sapan tariflerimden; belki biraz yemek. Bir şekilde ona çok iyi gelmek istedim. Nefes alamamasından korktum. Hatta en çok nefes almak istememesinden. Evden çıkıp sokağa fırladım. Kimse yoktu. Evin camlarına çarpıp seken sesi de yoktu. Biraz bekleyip eve döndüm, sokaktaki sesler geri gelmişti. Çocuk sesleri, gerekli gereksiz konuşmalar, gülüşmeler...
Onun sesi sadece benim evimde asılı kaldı öyle. Duvarlara sindi, kapı kollarına, anahtar deliğinden başka odalara süzüldü. Ben de tüm bunları, kafamın içindekiler ve hücre çeperime yapışanlar dahil hepsini buraya sürmek istedim. Çünkü çok yakından gelen bazı sesler beni mahvediyor.
